Birlikte Sağlıklı Olmak

click here for the story

Birikim | 10/24/2021

Bu pandemi yılı ile birlikte hiç olmadığı kadar hissettiğimiz şey, hastanelerin bireyleri bağlamlarından koparacak kadar soğuk ve steril alanlar olmasıydı. Personeli ne kadar sıcakkanlı ve mimari yapısı ne denli güzel olursa olsun, bugün hastaneler iyi hatırlanacak yerler değildir. İstanbul’daki hastaneler de, tıpkı dünyadaki diğer hastane örneklerinde olduğu gibi nitelik yerine niceliğe değer veren küresel pazar odaklı sağlık hizmetleri zincirinin birer halkası durumundalar.

Bu hep böyle değildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına kadar İstanbul, henüz tektipleştirilmemiş, millileştirilmemiş ve profesyonelleştirilmemiş bir sağlık sistemine sahip, her biri takdire şayan birçok tedavi yönteminin buluşma noktası konumundaki bir şehirdi. Bugünkü hastane formu, Osmanlı İmparatorluğu yükselen bir kapitalist sınıf tarafından baskıya uğradığında ve Avrupa’nın tıp anlayışı diğer anlayışlardan daha üstün görülüp yurtdışında eğitim gören doktorlar ayrıcalık kazandığında devlet tarafından seçilmiş bir model olarak benimsendi. Fakat İstanbul’da hastaneler ilk inşa edildiklerinde, Michel Foucault’nun “disiplin denetim kurumları” olarak adlandırdığı gibi işlev görmediler, zira Avrupai modelin birebir kopyası değildiler. İlk hastaneler topluma ve özellikle de savunmasız insanlara sosyal bir tıbbi bakış açısıyla yaklaşmak şeklinde tanımlayabileceğimiz farklı bir misyona sahipti. Hastaneleri yakından tanıyan fakat arşivde az miktarda iz bırakan hemşirelerin, gönüllülerin, hastaların, komşuların, işçilerin ve ziyaretçilerin hikâyelerini ortaya çıkararak bir hastanenin nasıl olması ve nasıl görünmesi gerektiğine dair daha kapsayıcı ve bütünsel bir tanımlama yapabiliriz.

Leave a comment